Yamchakun

Eminönü’ne gidip dolaşmayalı nice oldu. Baharat Pazarı’nda lokum tatmak, Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki çimenlere uzanmak, görevli gelince kalkmak ve Gülhane’de tekrar yatmak. Bahar gelince yapmayı sevdiğim türden şeyler bunlar. Orada güzel anılarım olmadı değil. Papağanları dinlerken öpüşmek, leylekleri izlerken resim çizmek, arkadaşımla boş muhabbet çevirmek vesaire vesaire.

En son gittiğimde ise hava soğuktu. Leylek ve papağanlar dibi donmasın diye ortadan uzamışlar, insanlar kaban giyerek dolaşmaya başlamış, cebimdeki defteri çıkarmaya bile üşenmemi sağlayan soğuk hava sıkıntı yaratmıştı. Etrafımda kimse yok. Gülhane’nin tenha gibi yerlerini öğrenmem işime yarıyor. Rahatsız eden hiç kimse, fakat benimle konuşan bir kimsede yok. ”Sahlep içsem iyi olur. Tarçın kokusu sıkıntımı geçirir.” Kalkıp eve dönmeye hazırlanıyorum. Ağaçta tek kalmış leyleğe bakıp ”Kodumun salağı ne sikime tünüyorsun daha burada? Giderayak senin üstünden kendime gönderme yapacağım.” diye haykırıyorum. Leylek değil ben hiçbir ilerleme kaydedemiyordum. Leylek üstümden uçarak geçerken ”Göndermene tüküreyim mal.” diye ötüyor. Piç.