İlkay Işlak
Bazı insanları hayallerimde yitirmekten zevk alırım. Odamın günlerini pencereden izlemesini tavsiye eder dururum. Odamın çocukları vardır. Benim de çocuklarımdır onlar. Lakin varlığım gibi, yaşam gibi, güç gibi, onların da varlıklarını halen kavrayamam. Nikotinle arası gayet iyi olan bir çift ciğere sahibimdir sonra. Çok kötülüğüme rağmen, ondan ciğersiz diyemezler bana. Başkalarından çok kendini kıran bir kalbim de vardır benim. Bir erkeğin avuçları gibi iki yana açılan kaburgalarımın baş parmaklarında atar durur tam.Yaşamama yarıyormuş...Yann Tiersen dinlerken işliyorum bu satırları. İşlemek için de, bunca zaman Tezer Özlüyle harcadım emeğimi, insanları sevmek isterken Chuck palahniuk çıktı karşıma ; işte o zaman insanları değil, isyanlarını sevmeye karar kıldım. Lakin insanlar sevilecek gibi değillerdi. Dostoyevski'yle tanıştığımda henüz kaldırıyordum başımı kendimden, zamansızdı belki, başka insanları gücendirmeliydim tanırken. Bilirsiniz ya, herkes tanınmak, herkes anlaşılmamak ister. Ben onları tanıyarak anlayacaktım. Güceneceklerdi tabii. Bu zor da olmayacaktı benim için, çünkü yaşamım boyunca kendim gibi, güç gibi, yaşam gibi,hatta çocukları gibi odamın, benim ; gerçek zorluğu da kavrayamayacaktım ben. Bunları yazarken elim tırnaklarıma yöneliyor. Beden dilinde biraz düşünme, biraz özgüven eksikliği belirtisi. Özgüvensizlik insanı düşünmeye mi yöneltiyor ?bunları şu an sorgulamayacağım, dünden kalan tütünün kokusunu duyuyorum parmak aralarımda, Düşünmeksizin en çok o özletiyor insana kendini. Sevmekten vazgeçtiği bir sürede insan, kendini kabullenecek önce. Bir de yıpranmış ciğerlerini sanırım boğazını delen öksürüğüyle. Dinlenebilecek o zaman insan. Kendini yırtan öksürüğü bir sebebiyet olacak dinlenmek için düşünmekten ağırlaşmış katran dolu ciğerlerine.