Kendi Halinde İnsan
96 Ekiminden beri dünyada yer kaplıyor, Fransız liselerinden birinde sürünmeye devam ediyorum. Bu monokrom hayatta vanilya ve kahve kokusu beni ayakta tutuyor.
Kahve candır. Her türlü kahve çeşidini denemeyi kendime görev bilirim. Beirut da candır.
İhsan Oktay Anar'dır, Alper Canıgüz'dür, ne bileyim bir Murat Menteş'tir şu hayatta beni güldürebilen güzide insanlar. Bu insanlar yüzünden otobüste deli muamelesi görüyorum ben. Kendi kendine kahkahalar atan bir tip böyle.
123, Massive Attack, nouvelle vague, björk, Teoman ( niye müziği bıraktın ühhüüüü), radiohed ve daha sayamayacağım bir çok gerekli insan ve grup olmadan bir gün yaşayabileceğii sanmıyorum. Müziğime eleştiri istemem, eleştireni kendi tek parça bulamayacağı bir paralel evrene ışınlarım, şakam yok.
Bir de ne zaman bir ederlezi, something in the way, gulag orkester namesi duysam gözlerim dolar, efkarlanırım, neden ben de bilmiyorum pek.
Fransızcayı dil olarak severim, iyidir hoştur ama bir latince, bir japonca değildir benim için.
Nefret ettiğim şeylerse istemediğim bir konuda diretenler, limonlu donutlar ve bol sütlü kahveler. Bunun dışında genele hümanist, kardeşine karşı sadist, kendisine karşı da übermazoşit bir insanım.
Fin de l'histoire.