Vince
Fransa'nın bilmem nere kasabasında doğmak istemişse de becerememiş, tanrı ona izin vermemişti. Tanrı baştan sarmıştı ona. Uğraşıp duruyordu. Hiç şikayet etmeden büyüdü, büyüyünceki hali gibi. Ne verirlerse yedi, içti, okudu. Baktı herkes aynı, bir çıt çıkarayım dedi, arkadaşı küstü. Daha çok bağırdı, bisikleti çalındı. Daha çok bağırdı, oyuncakları kırıldı. Avazı çıktığı kadar bağırdı, dedesi öldü. "Susarsam peşimi bırakır tanrı." diye düşündü, daha da çok bağırdı. O gün bu gündür bağırıyor. O gün bu gündür tanrı çok şey aldı. "Alsa alsa en çok canımı alır." dedi, heveslerini aldı. Aylardır boş yaşamakta, aylardır sürünmekte. Yalnız, yalancı, üşengeç, sorumsuz, pis ve maymun iştahlı birine döndü. Bir müzik bilgisi kaldı, kıçı kırık; bir de elinde gitarı. Çalabilse içi yanmaz, çalar çalar eğlenir halinde. Bir de yorgunluk bastı onu. Adından utanır oldu. Bisikletinden utanır oldu. Dedesinin resmine bakamaz oldu. Size üzgün, kendisine üzgün, ağrıyan sırtına üzgün yürümekte. Ve bir gün bağırmanın yerini ağlamaya bırakacak. O günü halatla çekmekte.
Dünyanın en kötü radyo sunucusu...