Orhan Şahin

Ankara, Türkiye

İtiraf etmem gerekliydi ki ne onun zamansız gidişine ne de kalamayışına kızıyordum.

Her sabah uyandığımda ruhumda hissettiğim eksiklik hissi, ağzımdaki kekremsi tadın bıraktığı hissiyata eşdeğer bir çarpıntıyla yokluyordu sol yanımdaki et parçasını. Kendi kendine çalışan bir yığın kas demetinden oluşmuş ve kan pompalamaya yarayan bir düzenekten de fazlasını beklemek bir hayal olabilirdi zaten.

Özlemek, yarım kalmışlık, acı çekmek… vs.
Bu tip fazlasıyla insani duyguların hepsinden bihaber olan organa haddinden fazla anlam yükleme çabası abesle iştigal olmanın ötesine geçmiyordu. Manadan sıyrılıp maddeye varma girişimleri beni bu sonuçsuz mukayeselerin girdabında kaybetmeye yetecek kadar güçlüydü.

İnsan duygularıyla hareket edince kesin bir tespit olmamakla beraber genellikle yanılıyordu. Bundan dolayı eldekileri mantıksal açıdan incelemek, izlemek ve sonuca varmak daha kolay gibi görünmekteydi. Her nasılsa bu mantık potasından geçirmeye çalıştığım düşünceler aklıma gelmeden çok önceleri duygusal hezeyanlara uğramış oluyorlardı.

Ben mantık çerçevesinde değerlendirmeye çalıştıkça, deformasyona uğramış düşünce öbekleri beni her seferinde aynı yere götürüyorlardı.

''O eksik kalmış, yarım kalmış ve hiçbir şeyin onu tanımadan önceki gibi olamayacağı gerçeklik anlarına''

Kızgın ya da kırgın değildim, belki biraz mahzundum.
Artık hiçbir sabah dünyaya onu tanımadan önceki gibi gözlerimi açamayacak olduğum gerçeğini sol yanımdaki et parçası üç-dörtlük bir davul ritmiyle fazlasıyla hatırlatıyordu.