Nazlı Sima Demirci

İnsan yaşar. Nefes alır verir, kalbi atmaya devam ederken o da uyur, uyanır, yemek yer, çalışır, yemek yer , falan filan, uyur.. Bu böyle devam eder. Hayatının parçaları toplanmadan tam tadına vararak yaşayamaz hiçbir zaman. Bir eksiklik vardır hep. Tıpkı bir zorunluluk misali yaşar. Yaşaması gerekiyordur çünkü.. Ben de bir zamanlar öyleydim.. Yaşıyordum ama yaşamıyordum aslında. Yaşamak istediğim hayat bu değildi. Bir şey eksikti...

13 Ekim'e kadar.

İşte ben size onu, beni tamamlayan parçamı anlatacağım.

"Aşk"

"Ruh"

"Melek"

Onu üç kelime ile anlat deseler, bunları söylerdim.

"Aşk" , insan nasıl aşığım der, nasıl aşık olduğunu anlar? Bu soruların cevapları zor. Fakat ilk kez bu kadar eminim kendimden, ben ona aşığım... Aşığım çünkü bugüne kadar yenemediğim bencilliğimi o yendi. İlk defa kendimden önce birini düşündüm , ilk defa birini bu kadar benimseyip, sahiplendim. Burnumun dikine gitmektense birinin kararlarını, düşüncelerini, doğrularını dikkate aldım. İlk defa birine ait olduğumu hissettim. Maskelerden sıyrılıp ben oldum, o oldum., bir bütün olduk. Eminim ki onlarca neden daha sıralayabilirim burada. Sizce "aşk" mı bilmem ama bence "aşk"ın ta kendisi.

"Ruh", ruhum benim o, arafta sıkışıp kalmışken o boşluktan çekip çıkaran, beni uyandıran, kendime getiren.. Yaşadığımı hissettiren. Bende olan, benim olan, asla kopamayacağım ruhum. Canıma can, yaşamıma anlam katıyor..

"Melek", en çaresiz anlarımda sığındığım, yüreğini, evini her şeyini bana açan, karşılık beklemeden beni seven, mutlu etmek için uğraşan bir melek o. Benim meleğim. Koruyucu meleğim.