Oğulcan Yılmaz
En başa dönmeyeceğim!
Sıkıcı bir matematik dersinde, kendimle ilgili şunları yazmıştım. "Parçaları bölünmeyi kabullenmek yerine, her bir parçanın içinde kendi başına bir bütün olmak istiyorum. Özgürlüğü tadıp, kendim olmak! Ben bir yere ait değil, her şey olmak işitiyorum..." Ruhumda öyle bir çılgınlıkla doğdum ki ben, bu bedende bir misafir gibi hissediyorum çoğu zaman kendimi. Bu bir avantaj benim için. Çünkü istediğim zaman bırakıp gidebiliyor ve geri dönebiliyorum tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır misali. Bu yüzden aşığım bu çılgınlığa. Beni farklı kıldığı için. Beni ben yaptığı için! Ama sonuç hep aynı... Hala aynı yerdeyim...
Çabalıyorum...Pes etmeye niyetim yok.Ama önce savaşmayı öğrenmem gerekiyor... Hiç bir zaman ders çalışmayı sevmedim...Araştırmayı çok sevdim ama! İyi yönlerimin yanı sıra kötü taraflarıma takığımdır.Çok düşünürüm...Hayal kurmak bana göre bir "SANAT!" Ve galiba en iyi yaptığım şey... Vazgeçmem...Hırslıyımdır... Ne istediğimi çok iyi biliyorum... Garip bir şekilde bu boktan dünyada mutlu olmayı becerebiliyorum...
Çabuk sıkılırım.O zaman da anlarım ki gereksiz bir şeymiş. Çok özlerim, ama hiç ağlamam! Hayatımda sadece bir kez aşık oldum.O da bir boka benzemedi zaten! Kin tutmam, ama yapılanıda hiç unutmam! Yorulurum, sıkılırım, sinirlenirim, sevinirim, gülerim, işerim, sıçarım, içerim...
Hiç tanımadığım birinin kopup yere düşen bir saç teli olsam keşke. İncecik bir saç teli! Fark edilmesem, savrulup dursam... Ama elimde olmadan yaşlı bir ağaç gibi, eli baltalı insanlarla dolu kalabalık bir meydanda yeşermeye çalışmak benimkisi. Ve hep de öyle kalacak!
Bazen bir gitarın tellerini okşuyorum sanki tek varlığıma sıkıca sarılmışım gibi, bazen de bir piyano başında tuşlarla kavga ederken buluyorum kendimi...
Ve hepsinden önemlisi;
Kış için odun kırmaya benzetirim ben oyuncu olmayı. Ne kadar kırarsan o kadar ısınıyorsun. Ben baltayı elime daha yeni aldım...